why not?

Çapraz bulmacadaki gizli şifrenin son harfini de kutucuğa yerleştirdi. Ortaya uzun bir metin çıkmıştı, birleşik kelimeleri zorlanmadan okudu.

'Yirmiüçmilyonyüzellisekizbindörtyüzkırkbir numaralı bileti milli piyango bayiiden al ama o kırmızı çantaya dikkat et'

Deniz hızlandı. Evinden koşarak sokağa çıktı, on dakika içinde orada olabilirdi, ama önce evinin önüne parketmiş otomobilin plakasını gömlek cebinden çıkardığı küçük yıpranmış deftere not etmeliydi. Tahmin ettiği gibi ilk sayıları üç ve dörtten oluşuyordu ve bunun İstanbul ile alakası olmadığını uzun zaman önce anlamıştı.

Terliyordu, sırıtıyordu, bir it gibi yaşlanıyordu. Hava durumu raporlarına inanmazdı, insanların sadece bir şeyleri bilmeme korkusunu azaltmaya çalışmalarının yan ürünüydü hepsi.

Sokağın sonundaki çöplerin arasında geçen ayın gazeteleri duruyordu. Zorlanarak yığının en altındaki gazeteyi aldı, gözucuyla incelerken kalemini çıkardı ve gazetenin tarihini defterine kaydetti. "Hiçbir şey ifade etmiyor gibi gözüken yeni bir bilgi." diye mırıldandı.

Bulmacadaki şifre geldi aklına. Gazetenin ilk sayfasını acelece yırtıp cebine sıkıştırdı, geç kalıyordu.

Köşeyi dönüp markete girdi, market sahibi önce gülümsedi, sonra yüzündeki ifadeyi hiç değiştirmeden "Hayırdır Deniz, işe gitmedin mi?" diye sordu. Gözleri vitrinde sigarasını ararken "İşten ayrıldım, dün fırtına vardı." dedi. Daha fazla konuşmaya fırsat vermemek için sigarayı alıp adımlarını hızlandırdı. Market sahibi bir şeyler diyordu, ama insanlar zaten hep bir şeyler derlerdi. "Artık çürümüş ilkel hayvanların binlerce yıl önce seslere yükledikleri saçma anlamlar." dedi. "Önemli olan çok daha derinde."

Yokuşu koşarak geçti, bayii hemen önündeydi. Öksürük krizini atlatmıştı ve gırtlağındaki acı azalmıştı. Cüzdanını çıkarırken arkasından soluk bir ses duydu.

"Merhaba."

Döndü, genç bir kız, biraz fazla uzun boylu ve biraz fazla beyaz tenli.

"Afedersiniz ama acelem var." dedi hırlayarak. Genç kız hiç etkilenmemişti, sadece kısık sesiyle "Biliyorum." dedi. Deniz o an ters giden bir şeyler olduğunu hissetti.

"Nasıl biliyorsun?" diye sordu. Genç kız yaklaştı, nazik ve tatlı bir sesle konuşmaya başladı. "Tekrar merhaba Deniz, benim ismim Yirmiüçmilyonyüzellisekizbindörtyüzkırkbir, senin zamanının ötesinden geliyorum. Ne yazık ki sen gerçeği biliyorsun ve şu an gerçeğe uyum sağlayamayacak bir evrim sürecinde olan ırkınız için bu çok kötü bir şey. Evrenin bu gezegendeki dengesi durdurulmana bağlı."

Genç kadın küçük kırmızı çantasına el atarken Deniz gözlerini kapattı ve "Eh, Biliyordum." dedi.

passing away, now

Sigarayı bıraktım.

Zor olmadı. Hırlayarak inlediğim son nefesten sonra paketi çöpe atarken bırakmıştım zaten.

Gereksiz motivasyonlara ihtiyacım yoktu. Sigarayı bıraktırmayı kafaya takmış kuruluşların obsesif önerilerinden mantıklı olanları uygulamaya başladım; bol su içiyor, zamanım varken spor yapıyorum. Bisiklet aldım. Evet, çocukluğumda hep istediğim o şeyi, zihnimi temizleyemese de, aldım.

Söyleyeceklerim aslında ne benim küçük dünyamın gerzek zorluklarını gerzekçe aşma çabalarıyla, ne de bunu yaparken insanların bana şüpheyle bakmalarıyla ilgili.

Anneannem öldü. Kurumuş eski fotoğraflara baktım ve artık geri gelmeyecek bir cennetin unutulmuş tadını içime çektim. İnkar edemem, zaman geçiyor ve yavaşça ölüyorum.

Keşke ilahi bir adalet üzerimize damlasa ve bizi keskin terazisinde tartsa. Haydi ama, peri masallarıyla yaşamanın anlamı yok. Yaşamı peri masallarıyla anlamlandırmanın da anlamı yok.

Bizler, farklı masturbasyonların şekillenmiş hayalleriyiz. Ya kendimizi tatmin edip duruyoruz, ya da sonucu geciktirmek için çabalıyoruz.

pretty human walking down the -bleep-

Harika hissediyordu.

Baharın pürüzlü yüzeyi içindeki tozlu bölgeleri arındırmıştı. Yaşamın parmaklarına dokunmasına izin vererek mavi gökyüzünü izledi.

Tam dört ay, onbir gün, beş saat sonra, bir yaz günü geçmişi bir kenara bırakacak ve önündeki karmaşık yol ayrımına sakin bir uyum sağlayacaktı. Endişelenecek hiçbir şey yoktu. Yaşam güzeldi, yaşamak daha güzeldi.

Harika hissediyordu. Değişik tatların soylu kokuları çevresinde dansediyor, onu da dansa davet ediyorlardı. Reddetmeye de hiç hevesli değildi.

Tam dört ay, onbir gün, yedi saat sonra, kendisini iştahla beklenen bir ıstakoz gibi hissedecekti. Benliğinin altında gürültülü bir sıcaklık yayılırken amorf bir duygunun ezgisiyle yenilenecekti.

Harika hissediyordu. Gelecek netti ve geliyordu. Sigarasından bir nefes çekti.

Tam dört ay, onbir gün, dokuz saat sonra akciğer kanseri olduğunu öğrenecekti.